Bilimsel Gerçekler

1) Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.

2) Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir

3)  Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.

4)  Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.

5) Çoklu beslenme eksikliğini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklk sistemini güçlendirir.

6) Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.’ deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s. de organ tahribatına yol açar.

7)  Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar ve zarar verir.

8)  Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.

9) Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.

10) Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.

11)  Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.

KANSER HÜCRELERİ AŞAĞIDAKİLERLE BESLENİRLER:

a-Şeker kanser besleyicidir . Şeker kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur.

b-  Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.

c-Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.

Dr. Otto Warburg, kendisine Nobel ödülü kazandıran bilimsel çalışmasından elde ettiği sonuçları açıkladığında kanserin temel nedeni olarak oksijensiz yaşamı göstermişti.

İki Nobel sahibi bilim adamı Warburg, kanserin temel nedeni olarak oksijensiz yaşamı gösteriyor. Vücuttaki ‘onkojen’ler de stres, kirlilik, radyasyon gibi faktörlerle uyarılarak kanseri başlatabiliyor Hücresel oksijen yetersizliği, Alternatif Tıp Tam Rehberi kitabında yer alan ve kansere yol açtığı düşünülen önemli bir faktör. Kanserin nedenleriyle ilgili en provokatif teorilerden biri, ilk önce, iki kez Nobel ödülü kazanmış bilim adamı tarafından ortaya atılmıştı. Bir Alman biyokimyacı olan Dr. Otto Warburg, 1931′de, oksijen yetersizliğinin ve hücre fermantasyonunun, kanser sürecinin parçaları olduğunu keşfetmesiyle Nobel Ödülü almıştı. Dr. Warburg o zaman şöyle yazmıştı: “Kanserin tek ve nihai temel nedeni oksijensiz yaşamdır, yani ‘anaerobiosis’tir. Normal hücreler oksijene gereksinme duyarlar, oysa kanser hücreleri oksijensiz yaşayabilir.” Dr. Warburg, herhangi bir embriyondan alınan normal hücreleri laboratuvar tüpünde oksijensiz büyümeye zorlandığında kanser hücrelerinin özelliklerini aldıklarını gösterdi. Warburg, “Bu, normal hücrelerin, sadece tek bir değişkeni değiştirmekle, kanserli hücrelere dönüşebileceği anlamına geliyor” dedi.

Doktorun bu teorisine göre, hücreler oksijenden mahrum bırakılınca, en ‘ilkel’ dönemlerine geri dönebiliyor ve enerjilerini, normal bitki ve hayvanların yaptığı gibi oksijenden değil, bunun yerine şekerin fermantasyonundan alarak, glikoz reaksiyonlarına girebiliyordu. Kanser hücrelerinin çok hızlı üremeleri, çok yüksek miktarda glikoz kullanımını gerektiriyor ve glikozu laktik aside dönüştürüyor. Laktik asit ise bir artık ürün ve bedeni yoran bir madde, asit/baz oranında veya pH düzeyinde bir dengesizliğe neden oluyor. Bedenin asitlilik derecesi yükseldikçe, hücrelerin oksijen kullanmaları daha da zorlaşıyor. Ve kanserli tümörler, sağlıklı insan hücrelerine oranla tam 10 kez daha fazla laktik asit içerebiliyor.

Son yüzyılda kanser oranlarındaki müthiş artışın olası bir nedeni, Dr. Warburg’un teorisine göre, kent havasında gittikçe düşen oksijen ve yükselen karbonmonoksit düzeyi olabilir. Karbonmonoksidin (CO) hemoglobin’e (hücrelere oksijeni taşıyan madde) olan yakınlığı, oksijeninkinden daha fazla. Bu yüzden de içimize karbondioksit çektiğimizde, hemoglobinimiz daha çok CO ve daha az oksijenle bağlanıyor. Yine aynı oksijen yetersizliği teorisine göre kanser hücreleri, oksijenden zengin bir ortamda varlıklarını sürdüremiyor. Bu yüzden de, eğer yeterli oksijen sağlanırsa, bu cinnet halindeki glikoz fermantasyonu duruyor.

İnsanlar, birçok nedenden dolayı oksijen yetersizliği çekebiliyor, örneğin uzun süre hava kirliliğine maruz kalma, canlılıklarını yitirmiş gıdalar (fazla pişirilmiş, işlem görmüş, konserve gıdalarda oksijen tükenmiştir), derin nefes alamamak ve yetersiz egzersiz gibi…

“Kanserin tek ve nihai temel nedeni oksijensiz yaşamdır, yani ‘anaerobiosis’tir. Normal hücreler oksijene gereksinme duyarlar, oysa kanser hücreleri oksijensiz yaşayabilir.”

Dr. Otto Warburg, Nobel Ödülü,1931

Oksijen eksikliği, hücrelerin kanserli duruma gelmesinde kesinlikle en temel rol oynayan unsurdur.”

Dr. Harry Goldblatt, Journal Of Experimental Medicine

“Kanser, fizyolojik denetim dışında beden hücrelerinin, beden içinde gerçekleşen oxidasyonun büyük oranda azalması ile bozulmaya uğraması ile oluşan bir durumdur. Benzer bir biçimde, alerjinin gerçek nedeni de beden içinde oksidasyon işleminin azalması ile etkilenen kişinin dışarıdan bedene giren maddelere karşı duyarlı duruma gelmesidir. Bu duyarlılık sadece, oksidasyon mekanizmasının tekrar kendi orijinal etkili durumuna getirilmesi ile ortadan kaldırılabilir.”

Dr. Wendell Hendricks, Hendricks Araştırma Kurumu

Kan Basıncı

“Solukalma ve kan basıncı arasındaki ilişki uzun zaman önce araştırmalarla kanıtlanmıştır. Özetle; yükselmiş kan basıncı, hızlı-sığ nefes almanın hüküm sürdüğü ir bedensel duruma eşlik eder. Nefes almayı yavaş diyafram nefesine dönüştürerek kan basıncı düşürülebilir.”

Dr. Robert Fried, Ph. D.

Astım

“Astımlı hastaların tedavi edilmesine ilişkin olarak araştırmacılar, John Goyeche, Dr. Ago ve Dr. İkemi tarafından yürütülen bir araştırma, her etkili tedavinin fiziksel boyut kadar endişe ve kendini tanıma gibi bastırılmış duygulara da hitap edeceğini varsaymıştır. Bu sonuca ulaşmak için yanlış duruşun düzeltilmesine ve tam diyafram solumasının oluşturulması sırasında ilgisiz solunum kaslarının gevşetilmesine olanak vermeye çalışmışlardır. Aynı zamanda, fazla balgam oluşumunu engelleyecek yollar bulmaları da salık verilmiştir. İyi haber, geniş kapsamlı bir solukalma egzersizinin tüm bunları sağladığıdır.”

Donna Farhi, Yoga Eğitmeni

Detoksifikasyon & Lenfatik Sistem

“Hastalarım yaşamlarına solukalma egzersizlerini kattıktan sonra diğer bedeni rahatsızlıklarında da iyileşmeler ortaya çıkmaya başladı. Benim bunu açıklayan son derece basit ve kapsamlı bir nedenim var. İnsan bedeni toksinlerin % 75′ini solunum yoluyla dışarı atacak biçimde yapılanmıştır. Toksinlerin sadece küçük bir oranı terleme, dışkılama ve idrar yoluyla dışarı atılır. Eğer solunum işlemi en yüksek etkililikte değilse toksinleri uygun bir biçimde dışarı atamıyorsunuz demektir.

Gay Hendricks, Ph.D., The Hendricks Institute

Dokulardaki fazladan oksijenin en fazla gözden kaçan yararı onun detoksifikasyonu daha etkin biçimde gerçekleştirme yeteneğidir.

Dr.Kurt W. Donsbach, D.C.,N.D.,Ph.D

“Kaliforniya, Santa Barbara’da Lenfoloji dalında uzman doktor Jack Shield, soluk almanın lenfatik sistem üzerindeki etkilerini araştıran bir araştırma yürüttü. Beden içinde kamera kullanarak derin diyafram solunumunun, lenfi kan akışının içine doğru emen bir vakum yaratarak lenf sisteminin temizlenmesini arttırdığını bulgulamıştır. Bu, toksik maddelerin atılma hızını normal hızının 15 katına çıkmasına neden olmaktadır.”

Dr. J. Shields, Lenfoloji Uzmanı,
Lenf Bezleri ve Dengeleşim, Vol. 25 No. 4, Aralık 92, s.147-153

“Hastalık, toksinlerin uygun olmayan bir biçimde bedenden atılmasının bir sonucudur. Oksijen bedenin toksinleri dışarı atmasına yardımcı en yaşamsal etkendir.”

Ed McCabe Oksijen Terapileri, Hastalıklara Yeni Bir Yaklaşım Yolu (1988

Kalp Hastalıkları

“Kaliforniya, Santa Barbara’da Lenfoloji dalında uzman doktor Jack Shield, soluk almanın lenfatik sistem üzerindeki etkilerini araştıran bir araştırma yürüttü. Beden içinde kamera kullanarak derin diyafram solunumunun, lenfi kan akışının içine doğru emen bir vakum yaratarak lenf sisteminin temizlenmesini arttırdığını bulgulamıştır. Bu, toksik maddelerin atılma hızını normal hızının 15 katına çıkmasına neden olmaktadır.”

J. Shields, Lenfoloji Uzmanı, Lenf Bezleri ve Dengeleşim, Vol. 25 No. 4, Aralık 92,

“Koroner kalp hastalıkları kalp tarafından alınan oksijenin azlığından kaynaklanır.”

Doktor Dean Ornish

“…sağlıklı nefes alma bir kalp hastasına öğretilecek ilk şey olmalıdır. Dixhoorn isimli bir doktor tarafından yürütülen bir Hollanda araştırmasında iki grup kalp hastası birbirleriyle karşılaştırılmış. İlk gruba basitçe diyaframdan nefes alma öğretilirken diğer gruba herhangi bir soluk alma yöntemi gösterilmemiş. Nefes almanın öğretildiği gruptan hiç kimse daha sonra hiç kalp krizi geçirmemişken ikinci grubun 12 üyesinden 7si daha sonraki 2 yıl içerisinde ikinci bir kalp krizi geçirmiş.”

Gay Hendricks, Ph.D., Bilinçli Solukalma,

“Bir oksijen eksikliği hastalığı (hypoxia) her yıl 1,5 milyon kalp krizinin asıl nedenidir.”
Dr. Richard Lippman, Araştırmacı

Hastalıkla Başa Çıkma

“Hastalıkların asıl nedeni yanlış soluk almadır.”

Dr.Andrew Weil, Md.

“Bütün kronik ağrılar, acı çekme ve hastalıklar hücre seviyesindeki oksijen eksikliği nedeniyle ortaya çıkmaktadır.”

Dr. Arthur C. Guyton, Tıbbi Fizyoloji Ders Kitabı

Nefes alma, gelişmiş biyolojik fonksiyon ve gelişimin tüm kataloğununun kilidini açan bir anahtardır. Sağlığın tüm yönlerinde böylesine temel olması şaşırtıcı değil midir? Yorgunluk, hastalık veya düzeni bozulmuş enerji kendini ne zaman gösterse birinin ilk bakacağı şey nefes almadır, sonuncu şey değil. Solukalma gerçekten bedenin en temel iletişim sistemidir.”

Sheldon Saul Hendler, Ph.D., M.D., FACP, FACN, FAIC.

“Oksidasyon yaşamın kaynağıdır. Onun yokluğu sağlık noksanlığına veya hastalığa neden olur. Onun yokluğu ölüm demektir.”

Dr.F.M. Eugene Blasse, Ph.D.

“Oksijen, bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasında çok önemli bir rol oynar.

Parris M. Kidd, Ph.D.

“Bütün ciddi hastalık durumlarında ona eşlik eden bir düşük oksijen durumu bulgusu da vardır… Beden dokusunda düşük oksijen varlığı kesinlikle bir hastalığa işaret ediyordur… Hipoksiya veya dokularda oksijen eksikliği tüm dejeneratif hastalıkların temel nedenidir. Oksijen bütüm hücreler için yaşamın kaynağıdır.”

Dr. Stephen Levine

“Oksijen sıkıntısı çeken bir beden hasta olacaktır ve eğer bu devam ederse ölecektir, bunun üzerine söylenecek başka birşey olduğundan kuşku duyarım.”

Dr. John Muntz

“Yetersiz oksijen, hafif bir yorgunluktan yaşamı tehdit eden bir hastalığa kadar herşeyle sonuçlanabilecek yetersiz biyolojik enerji anlamına gelir. Böyle bir durumda yetersiz oksijen ile hastalık arasındaki ilişki güçlü bir şekilde kurulmuş demektir.”

Dr. W. Spencer Way